Bugü ünlü İranlı şair Sadi Şirazi’nin doğum günüdür;

Dünyaya ün salmış İranlı şair Sadi Şirazi

Tahran, 21 Nisan, IRNA- Sadi Şirazi İslam alimlerinden ve büyük velilerdendir. Asıl adı Müslihüddin Şeyh Sadi'dir. 1210'te Şiraz'da doğdu, 1291'de Şiraz'da vefat etti. Ömrü ilim öğrenmekle, talebe yetiştirmek ve insanlara doğru yolu göstermekle geçti. Bütün şiirlerinde Sadi mahlasına rastlanmaktadır.

İlk tahsilini Şiraz'da tamamladıktan sonra, Moğol istilası üzerine Bağdat'a gitti. Bağdat'ta Nizamiyye Medresesinde tahsilini tamamladı. Sonra İslam ülkelerini gezmeye başladı. Anadolu, Mısır, Suriye, Delhi, Azerbaycan ve Belh'e uğradı. Buralarda Şihabeddin Sühreverdi başta olmak üzere, birçok İslam alimiyle görüştü.

1257'de tekrar Şiraz'a döndü. Bu sırada, devlet başkanları Ebu Bekr, Moğollarla sulh yaptı. Memleketi rahata kavuştu. Bu hükümdar tarafından iyi bir kabul gören Sadi, onun adına 1257'de Bostan adlı eserini ve bir yıl sonra aynı şekilde kendisine büyük saygı gösteren Veliaht İkinci Sa'd adına da Gülistan adlı eserini yazdı. Bu eserleri sayesinde kısa zamanda şöhreti memleketinin dışına taştı. Ömrünün son yıllarını mezarının yanındaki dergahta ibadet edip ilim öğretmekle geçirdi. 1292'de Şiraz'da vefat etti. Mezarı Şiraz'ın kuzeydoğusunda, şimdi kendi adıyla anılan hangahının bulunduğu yerdedir.

Şairin manzum ve nesir olan eserleri, ölümünden sonra külliyat halinde bir araya toplanmıştır. Bu külliyat sonradan Bisütun diye şöhret bulan Übey bin Ahmed bin Ebi Bekr tarafından, biri 1325'te, diğeri de 1334'te olmak üzere iki defa düzenlenmiştir. İlki, kaside ve gazellerin ilk harfine göre ve ikinci tertip ise, son harfine göre yapılmıştır. Külliyat, 16 kitap ve 6 risale olmak üzere 22 eseri ihtiva etmektedir.

Sadi’nin meşhur bir şiiri BM kapısında görenleri mest eder. Sadi yüzyıllar öncesinden insanların aynı kaderi paylaştığını muhteşem bir şiirle seslendirir. O, BM giriş kapısını süsleyen meşhur şiirinde şöyle der:

"Adem'in çocukları birbirinin vücut organları gibidir; çünkü yaratılışları aynı asıldan (cevherden)dir. Birgün organlardan biri derde tutulursa diğer organların da rahatı kaçar. Sen ki, diğer kardeşlerinin dertlerinden üzülmüyorsun; sana insan adını vermeleri uygun düşmez!"

Sadi’nin eserleri İran’ın yanı sıra Türkiye’de de desr müfredatında yer alıyor. Hatta Osmanlı döneminin son yıllarına kadar Anadolu’daki okullarda bütün çocuklara okutulmaktaydı.

Sadi Şirazi’nin Şiraz’daki mezarı her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir. Sadi’nin kabri aslında bir nevi turistik bir mekana dönüşmüştür.

Gülistan, nesir kısımlar arasına birtakım manzumeler ilavesiyle meydana gelmiş bir önsöz ve 8 bölümden ibarettir.

Bu hikayelerin bir kısmı kendi müşahedelerine, bir kısmı da İslam alimlerinin sohbetlerinde duyduklarına ve okuduklarına dayanmaktadır. Eser üslup ve tertip bakımından mükemmeldir. Hemen hemen bütün dünya kütüphanelerinde Gülistan'ın yazma nüshaları vardır. Eser Avrupa'da ilk defa Latince tercümesiyle birlikte, 1651'de Amsterdam'da neşredilmiştir. Türkçeye ve birçok doğu ve batı dillerine tercümesi yapılmıştır. Sadi'nin bu eseri birçok kimse tarafından taklit edilmiştir.

Külliyatta, Gülistan'dan sonra Sadi'nin manzum eserleri gelmekte ve bunların başında Sadiname bulunmaktadır. Ancak bu eser, şarkta ve batıda daha çok Bostan adıyla tanınmaktadır. Adalet, ihsan, ahlak, mertlik, tevazu, rıza, kanaat, terbiye, şükür, tövbe ve münacat gibi konuları içine alan 10 bölümden ibarettir.

Bostan'da hikaye ve menkibeler kısa, öz ve güzel olarak yazılmıştır. İfadeler her bakımdan sağlamdır. Bostan da Gülistan gibi asırlarca İslam aleminde büyük rağbet görmüş, medreselerde ders kitabı olarak okunmuş, birçok şerh ve tercümeleri yapılmıştır. Yakın zamana kadar Anadolu'da okunan Bostan, muhtelif kimseler tarafından şerh ve tercüme edilmiştir.

Sadi, şiirde özellikle gazelleriyle şöhret bulmuştur. Gazeli, bugünkü müstakil edebi şekil haline getiren o olmuştur. Gazellerinde tasvirleri canlı ve duygularını rahatça ifade etmiştir. Medresede elde ettiği bilgileri, seyahatleri sırasında uğradığı muhtelif merkezlerdeki alimlerle sohbet, tecrübe ve görgüsünün mahsulü olan malzemeyi, eserlerinde kullanmıştır.

Onun eserlerinde bu malzeme ve fikirler ölçülü-biçili ve insanı sıkmayacak tarzda edebi sanatlara müracaat edilmek suretiyle işlenmiştir. Sadi, İran'da gazeli müstakil bir edebi şekil haline getirmesi yanında, yeni bir nesir üslubunun da sahibi sayılır. O, biri sade sayılan, biri resmi haberleşmede kullanılan ve diğeri cümle sonları kafiyeli olan nesir tarzlarını da bulmuştu.

Sadi Şirazi'nin Eserleri: Gülistan, Bostan, Takrir-i Dibace, Aklu Aşk, Nasihat-ül-Müluk.

Ölümsüz birçok eseri kaleme almıştır. Eserlerinde daha çok eğitici, öğretici konular işlemiştir. Toplumunu ve kendisini iyi insan konumuna taşıma hedefiyle çalışmış ve bu hedefe ulaşmıştır. Birçok eser yazmasına rağmen en çok bilinen, en çok övgüleri alan eserleri Bostan ve Gülistan'dır. Bu büyük şair 98 yaşında hayata gözlerini kaρatmıştır. Şuan Şeyh Sadi-i Şiraz'ın kabristanı Şiraz'daki Sadi türbesinde bulunmaktadır.

Fars Edebiyatı’nın en büyük şairlerinden Sadi Şirazi (Sadi-i Şirazi, Şirazlı Sadi), Türk yazar ve şairlerin de çok etkilendiği isimlerden biridir. Bazı kaynaklar onu Firdevsî ve Hâfız’la birlikte Fars Edebiyatı’nın üç büyük isminden biri olarak görürler. Ortaçağ’ın ilim ve kültür merkezlerinden Şiraz’da doğmuştur.

1258’de yazdığı Gülistan’da bulunan nazım ve nesirle yoğrulmuş kısa hikayelerinde ise, Sadi’nin seyahatlerinde elde ettiği bilgi ve birikimler insana yol gösterecek evrensel değerlerle yoğrulmuştur. Sekiz bölümden oluşmaktadır: Padişahların Gidişi, Dervişlerin Ahlakı, Kanaatin Üstünlüğü, Susmanın Yararları, Aşk ve Gençlik, Dermansızlık ve Yaşlılık, Terbiyenin Etkisi ve Sohbet Âdâbı. Sadi Şirazi, hayatı anlama, doğru ve düzgün yaşama konusunda insana ışık tutmasını ümit ettiği bu bölümleri birer cennet kapısı gibi görür ve okuyucuyu sıkmamak adına kitabın düzeni ve bölüm başlıkları konusunda kısa anlatımı yeğlediğini belirtir.

Sadi, fasih ve etkili dilini sadece övgü ve duygusal hislerini açıklamak için değil, insanoğluna hem dünya hem de ahiret mutluluğunu elde etmesi için gerekli olan öğütlerini vermek için kullanmıştır. O, bilgin, güngörmüş, zamanın acı ve tatlı olaylarını bizzat tatmış bir şairdir. Ahlaki ve toplumsal meseleleri ele alırken görüşlerini kuru nasihat ve sıkıcı vaazlarla değil, okuyucunun hoşuna gidecek hikaye ve atasözleriyle süslemiştir.

Twitter'da Takip Ediniz. @Irna_Turkish

9489



برچسب ها